|hiÇ...hiÇ kimse..hiÇ bir zaman...hiÇ bir şey...
Hiçlik denizinde boğuldu mu “hiç” bedenin?
Yada ıstırap nedir hissettin mi?
Ama kolayına kaçmadan
Bisikletten düştüğünde hissettiğin ıstırap değil
Başlangıçla bitiş arasında
Varla yok arasındaki buğulu zamanda
Bedenin bile çelişkisinde
Dünyanın bile çelişkisinde
Gerçekle düş arasında kaldığında
Hissettin mi hiç “hiç”liği?
Düşündün mü?
Hiç olarak doğup hiç olarak ölmek nasıldır?
Hiçliğin ıstırabını duydun mu ?
Dolaşım sisteminin eridiğini hissettin mi?
Kalbin balçık içinde kaldı mı “hiç”?
Katranla sıvadın mı hiç ruhunu?
Hiç hiçliği yaşadın mı?
Ne başlangıç olmak
Ne de bitiş
Sadece “hiç” olmak
Hiç kimse olmak
Beyaz bayrak salladın mı “hiç” hiçliğe
Haykırdın mı var gücünle
Kulakların çınlayana kadar?
Hıçkırıklara boğuldun mu “hiç”
Hiçliğe isyan ederken?
Duymadığında hiçlik seni,ağladın mı hiç?
Karanlık korkun hiçlik korkundan üstün geldi mi?
Hiç..
Hiçliğin yaptığı oyunları bulamamaya alıştım artık..
En zor yerden bulup çıkarıveriyor karşıma
Pandora’nın kutusuna mı hapsetmeli seni
Nerelere kapamalı ki
Hiçlik bir nebze olsun anlam kazansın…
sivil palyaço
Sabah olmuş yine Ah bahar kokuyor artık gökyüzü
Tan vakti gri değil
Turuncu mavi pembe
Enerjiye boyanmış
O kıvrım,kıvrım
Utangaçımtırak
Nazlımsı asılmış buharımsılar
Hava tam benim gibi…
Etrafında mor ışıklarla bezenmiş
Tahtası lilâ aynam
Önünde alabildiğine
Peruk,boya..
Aklına ne gelirse
Işıldayarak karşılıyor
Mutlu sabahı onlarda
Ben de gülümsüyorum gri,gri onlara
Önce alıyorum bembeyaz boyamı
Siyahla beyaz karışıp gri olmayacak
Korkmayın!
İyi bir makyözümdür
Söylemesi ayıp
Boyuyorum pudramla yüzümü
Ne de berrak
Ne de masum
Ne de mutluluğa yaklaştım şimdi
Değil mi ama??
Şimdi sıra kırmızıda
Kırmızı enerji ya
Enerjimi saçsın diye
Ölgün
Ölü rengi dudaklarımda kırmızı
Kurumuş suya ihtiyaç tutan
Toprağımsı et parçası
Kırmızıyla sulandı…
Burnum ah baş belası burnum
Seni anca kapatarak bulurum çareyi
İşte sana kırmızıdan
Top burun
Gözlerim;
Etrafına göz kapağına biraz yeşil,biraz mavi
Renkli olsun
Hayat çok renkli çünkü(!)
Şapkam?!
Tanrım unuttum seni yine
Yok,yok bugün pembe peruğumda
Oynama sırası
Heh oldu işte
Bugün de sivil palyaço olabildim
Kapattım griliğimi
Kayboldu karamsarlık
var oldu!
Yada var olmaya çabaladı işte
Sivil palyaço
Aslında yalancı palyaço
Hadi şimdi çık sokaklara!
Oyna,replikleri unutma
Replik yok ki aslında
Sadece eğlendirmek görevin
Sorun yaratma
Gül sadece gül!
Makyajını sildirtme
Düşürme maskeyiSen palyaçosun
ümit-siz
neydi bizi birbirimizden ayıran?!
senin ümitlerin mi?!
yoksa benim ümitsizliğim mi?
ümit;
işkenceme bir kat daha katkıda bulundu
bana verdiği zararın dozunu arttırdı belki de kimi zaman
ama kimi zaman da
dayanma gücü verdi...
hayatın üstüme yüklediği yükleri paylaştı
ama hiçbir zaman beni istediğim mutluluğa
rahatlığa
huzura kavuşturmadı
kavuşturamaz da
...
biliyorum
yoksun
bana yakın olduğun tek nokta bile
silik...
sisli
puslu...
varla yok arasında gidip gelen zamanda...
bekle...sadece bekle...
bitecek..
ümit kendini tüketecek...
boyutun sonu gelecek...
ve işte mutluluk...
sen başlayacaksın...
bu beden daha fazla hapsedemeyecek öz'ü...
ümitsizlik varolacak belki de ikisi de yok olacak...ve gökyüzünden mucizeler göz kırpacak...
peri kızı gidince,masal da biter...
Sabahın sert soğuğunda,herzaman 'o'nunla oturdukları parkta,o bankta oturuyordu delikanlı hiçbirşey demeden,hiçbir tepki vermeden...Öylece bakıyordu,sadece güneşin doğuşunu izliyordu... Güneş sabahın o esen sert ayazına nispet yapar gibi,delikanlının içindeki karanlığa inat olsunder gibi öyle ışıltılı,öyle sıcak doğuyordu ki... Delikanlı tüm olanları unutmuş gibi bakıyordu sadece gün doğumunu izleyip,tan vaktinin tadını çıkarıyordu.Acı bir çığlık sebep olmuştu.Herşeyi yeniden anımsıyor,parçalar birleşiyor aklında ve o korkunç tablo oluşuyordu zihninde..Sevgilisi,gözünden bile sakındığı yâri;serseri,it kopuk bir kurşuna kurban gitmişti... Halbuki onun yeterince kısaydı zaten ömrü...Gidiyordu zaten cehennete...Basamakları tamamlamıştı,hastalığı son raddelerinde volta atıyordu ama onu düşüren kurşun oldu...Basamaklar,yani cehennet basamakları,bile şaşırmıştı olanlara...Delikanlı kucağında yatan,çoktan ruhunu meleklere gönderen sevdiceğinin saçlarını okşuyordu...Gözünden iki damla yaşla ıslatıyordu sevdiceğinin buğday tenini...Ufukta bir silüet belirdi...Güneşin kızıllıklarından peyda olmuş bir perikızı...Başında papatyadan bir taç,üzerinde bembeyaz bir elbise...Yüzünde sıcak-acı bir tebessüm masumlukla bezenmiş güzeller güzeli bir kız... Delikanlı bu masum güzelliği tanıyamadı uzaktan lâkin yaklaşınca şaşırdı ve kucağındayatan sevdiceğine baktı.O kucağındaysa karşısındaki,onun tıpatıpı da kimdi?!Ruhuydu...Basamaklar bitmişti perikızı için...Artık sonsuzluğun yolundaydı Ruhu...
öz...
"Öz" işte bu iki harften oluşan manidar sözcükte başlamıyor mu hepimizin hikâyesi?!Dünyaya "öz"ümüz dediğimizo kimseyi bulmaya göndersede "O" bizi,bizler bıraktığımızı özlüyoruz...Bıraktığımız öz bizden uzak çok uzaklardaona biraz olsun benzeyenini bulup götüreceğimiz günü bekliyor,tıpkı biz gibi.Özü burda bulmak zor sürekli arıyoruz,bulacağız birgün diyoruz fakat ogün bir türlü gelmiyor.Sadece sorgulu günler geliyor...Kimi zaman 35 sn'lik introda arıyoruz özü,kimi zaman bir deniz dalgasında, ney üflenişinde, şarabın buruk tadında...Bulamıyoruz belki ama o günün inancı yetiyor bizi dimdik ayakta tutmaya...Bazen umutsuzluk tohumlarıyeşersede kalbimizde vazgeçmiyoruz özümüzü aramaktan o ışık hep yanıyor.Hatta yenileniyor daha da kuvvetli yanıyor.Sönmesin o ışık hiç birimizin içinde, bizi bekleyen özümüzün gözlerine yaşlar dolmadan buluruz umarım onu...
belkiler makamından sabun köpüğü ihtimaller...
Geçtiğimiz sokaklardan,
Caddelerden,
Apartmanların önünden
Sayısını benim bilmediğim kerelerce geçiyorum
Gölgelere bakıyorum
Arkamda olanların gölgelerine
Belki...
Belki birisinin gölgesi...
Seninkidir diye...
Yağmur damlalarını sayıyorum
Belki...
Belki seni birdaha göreceğim güne kalan sayıyı verir diye...
Yıldızları sayıyorum
İçimdeki hüzün bulutunu,toplanıp
Işıklarıyla dağıtsınlar diye...
Yağmur damlalarının sayısını unuttum
Sayamadım zaten kimisini
Kaçıverdiler tam sayadurmuşken
Sonsuz milyon sabun köpüğü sonra...
Görüşecekmişiz...
Ben söylemiyorum bunu
Börtüböcekler mırıldanırken duydum dün gece
nehrim ol gel ak yine...
lgıt ılgıt akan bir nehir gibi...
senden kalanlar...
sen...sen olmaktan vazgeçtin ya hani
hani gittin ya...
usulca geliversen ya...
ansızın çıkversen ya o gizlendiğin karadelikten....
bekliyorum...
sabrediyorum...
sonunu bilmeden yaşamak...
gerçeklikten uzak var olmak...
bu düzene alışmak,sensiz düzene alışmak...
sensizliğin üstünü beyaz örtüyle örtmek...
seni beyazlara beyaz huzurlara sarmak...
geleceğine inandırmak bünyeyi...
sadece geleceğine...
yardım et ya rab!
bu küpten çıkış vardır elbet..
bu diyarın gelişi gibi gidişide vardır elbet...
bu med-cezirlerin bir sonu vardır elbet...
sonu beklemek...
varış hayâliyle sarılmak hayata...
insanları varışın coskusuyka kucaklamak...
düzene alıştırmaya çalışmak bünyeyi bu şekilde...
senle başlayan...
ama...
sensiz biticek bir düzen...
gitmeler üç noktası...
alıştığım insanların yada sadece insanın gitmesi off...neden böyle olurki?!hep alıştıklarımız ya tamamen yada dünyevi şekilde giderler...gitmesinler artık!yada gidiceklerse,hiç gelmesinler...heey yeni gelecek insanlar size sesleniyorum!!! gidebiliteniz varsa ilerki günlerde hayatımdan,-zerregram olsa dahi-gelmeyin hiç hayatıma...kaldıramam gidişlerinizi...ağır geliyor gidenlerin arkasından bakmak....ve ben sizin düşündüğünüz kadar güçlü değilim bakıp el sallayamam arkanızdan,iyi dileklerim hep laftadır, sadece teselli amaçlıdır,siz üzülmeyin diye de gözyaşı dökmem...siz görmezsiniz zaten döksemde...yağmurda ağlarım...farketmezsiniz ağladığımı...öyle üzülürüm ki ruhumun ışığının azaltılmasına...dünyama gelerek ruhumun aydınlanması için bir mum yakmış olurken giderken diğerlerinide söndürüyorsunuz... mumlar kalmıyor mumun dibindebiriken erimiş sular saçılıyor etrafa...gitmeyin artık yada gidesiniz varsa hiç gelmeyin...kaldırmıyor artık ruhum gidişlerinizi...
Ab-î hayat
Yansımaların en güzeliRuhun somut tanımı Gerçeğe ışıklık tutan nesnesel olguDuruluğun belirteciBerraklığın ta kendisiHüznün ve neşenin barınağıCoşkunun eviParıltıların sahibiHayatın anlamıSesine eş değer olmayan güzellikDoğallıkSaflıkAcıZerresiyle başlayan hayatZerresiyle sonlanan hayatNeyin sesi kadar anlamlı ab-î hayat...